Ahlaksız Teklif..

Zor günlerden geçiyorduk. Kocamı işten çıkarmışlar, kaç aydır ikimiz de iş aramamıza rağmen bulamıyorduk. Evlenirken ben karımı çalıştırmam diye çalıştığım fabrikadaki işi bıraktıran kocam, şimdi aradan bir yıl geçtikten sonra beni de iş aramam için zorlamaya başlamıştı.

Fakat nafile… İkimiz de bir türlü iş bulamıyorduk. Bulduğumuz işleri de kocam beğenmiyor, parası az, çalışma saati uzun, bir sebep çıkıyor, işsizliğe, parasızlığa talim ediyorduk.

İşte o bıçak kemiğe dayandığı günlerde tesadüfen gazetenin küçük ilanlarına bakarken bir ilan gözüme çarptı. Şehir dışındaki bahçeli bir villa için yatılı kalacak, bahçeyle evin bakımıyla uğraşacak karı koca arıyorlardı.

Bir umutla telefon numarasını çevirdim. Telefona çıkan tok sesli bir cebeci escort erkek, birkaç soru sorduktan sonra görüşmek için gelmemizi istedi, yeri tarif etti. Akşam kocam yorgun argın, iş bulamamış, moralsiz gelince haberi verdim.

-“Kendi başına iş çeviriyorsun” diye kızdı bana…çıtır escort “Ne ben anlarım bahçıvanlıktan, ne de sen…”

Bağırdı çağırdı. Artık işsizlik, parasızlık, ödenemeyen ev kirası, düğün, eşya borçları yüzünden birbirimize sarmaya, kavgalara başlamıştık. Cicim ayları bitmiş, gerçek hayatla yüz yüze kalmıştık. Seks yapmayı bile unutmuştuk. Sürekli tartışıyor, birbirimize giriyorduk. Bir gün barışıyor, bir hafta küs geziyorduk.

-“Saçmalama…” diye bağırdım. Benim de canıma yetmişti artık…escort ankara “Durumumuzu görüyorsun. Bıçak kemiğe dayandı. Adam senden sertifika mı isteyecek? Üç beş ağaca, çimene bakamayacak mısın? Kalacak yer var, kira vermekten kurtuluruz. Yiyecek derdimiz olmayacak, pişen yemekten biz de sebepleniriz. Hem sigortalı bir işimiz olacak, hem paramız cebimizde kalacak. Aptal herif, geri zekalı, düşünsene…”

İlk defa bu kadar hakarete varmıştı tartışmalarımız… Sustu. Kapıyı çarpıp çıktı. Ben de sinirle gidip ağlaya ağlaya yatağa yattım. Ne ümitlerle evlenmiştim. İlk zamanlar kıyasıya seviştiğimiz bu gelin yatağında şimdi gözyaşı döküyordum.

İki saat sonra geldi, soyunup yatağa uzandı. Özür diledi, haklı olduğumu itiraf etti. Ertesi gün gidip konuşmaya karar verdik. Öfkem geçmemişti yine de… Sırnaşmalarına cevap vermedim. Sırtımı dönüp uyudum inadına… Aslında benim de canım çok sevişmek istiyordu… Ama vermedim salağa, çok kızmıştım.

Ertesi gün gitti, konuştu. Villanın bahçesinde küçük bir evde kalacaktık. Bahçedeki süs ağaçlarının, arkadaki geniş arazideki çeşitli meyve ağaçlarının, iki üç hayvanın, bekçi köpeğinin bakımıyla uğraşacaktık, ben de ona yardım edecektim. Evin eşyalarını sığdığı kadar yerleştirecektik, kalanı da oradaki bir depoya kaldıracaktık. Kocam hemen işe başladı.

Bir hafta sonra da beni götürdü. Bizim külüstür hayli uzun bir yolculuğun sonunda, yemyeşil bir tepenin yamacına yapılmış villanın bahçe kapısından girdiğinde gözlerim açıldı. Her yer yemyeşildi. İki katlı harika mimarisi olan villanın önünde tarhlar, çimler, arkasında bir yüzme havuzu, daha arkada bizim kalacağımız bir müştemilat…

Kocamla daha önce gelen eşyalarımızı eve yerleştirdik, temizliğini falan yaptım. Ertesi gün akşam üzeri Kemal bey kocaman cipiyle geldi. Kocamla karşıladık. Elimizi sıkıp benimle tanıştı.

Herif hem zengin, hem yakışıklıydı. Orta yaşlıydı, fakat hiç yaşını göstermiyordu. İki erkek konuştular. Kemal beyin gözleriyle karşılaşıyordum her başımı kaldırdığımda… Bir şey vardı bu gözlerde beni etkileyen… Sert bir tavırla konuşurken bile erotik çağrışımlar alıyordum adamdan… İçimde bir hoşluk uyandırıyordu.

Sonunda karar verdim ki, güç ve para bir erkeği böyle karizmatik yapıyor, kadını etkileyebiliyordu. İspatı karşımdaydı. Kudretli Kemal bey ve karşısında ezilip büzülen benim sümsük kocam… Ben bunları aklımdan geçirirken Kemal bey bana seslendi,

-“Bakın Gül hanım..” dedi. “Yemek yapabilir misiniz?”

-“Elbette Kemal bey” dedi kocam benim yerime, böbürlenerek… “Harika yemek yapar. Annesinden el almış, aşçılara taş çıkartır karım…” Yılışık tavırlarından ben utandım.

-“Öyleyse, aşçı aramayalım başka…” Beni baştan aşağıya süzdü, “Benim ara sıra misafirlerim olur. Gül bahçe işleri yerine, içeride evin işleriyle, yemekle, sofrayla meşgul olursa daha iyi olur. Ona ayrıca aşçı maaşı verelim, ne dersiniz?”

Ne diyelim, sevinçten havaya uçmamak için kendimi zor tuttum. Böylece işe başladım.

Sabahları beyin kahvaltısını hazırlıyordum, akşam da yemeğini… Sabah fabrikasına gittikten sonra bütün ev bana kalıyor, rahat rahat temizliğini, bakımını yapıyordum. Koca bir kiler her türlü yiyecekle doluydu. İhtiyaçların listesini yapıyordum, görevlendirdiği bir adam arabaya yüklenip getiriyordu her şeyi… Kocamla mutfakta yemeğimizi yedikten sonra kendi işimizi yapıyorduk. O bahçeye, ben evin içine… Şalvarımı çekip işe girişiyordum.

Sıkıntılarımız geçmişti bir parça… Hayatımız iyi kötü düzene girmiş, bol ve bedava yemekle beline kuvvet gelen, rahatlayan kocamla eskisi gibi sevişir olmuştuk.

Bir sabah Kemal bey kocaman yemek masasında tek başına kahvaltısını yaparken, ben çayını koyuyordum. Yine gözleri üstümdeydi. Gözümün ucuyla üstüme baktım, falsolu bir durumum yoktu. Başımda yemeni, ayağımda şalvar, terlik…

-“Gül, bu akşam misafirlerim gelecek…” dedi. “Beş kişilik yemek hazırlayabilir misin?”

-“Tabi efendim…” dedim. “Ne yemek isterseniz söyleyin, ona göre hazırlık yapayım…”

-“Sen yaparsın bir şeyler işte… Birkaç meze, et yemeği, kebap falan… İçki içilecek… Rakı, viski, bayan da olacak, kırmızı şarap… Bir de..” Baktım, gözleri tepeden tırnağa beni süzüyor, “Bu tarz giyinmeni istemiyorum Gül… Hem sana yakışmıyor, güzelliğini örtüp kapatıyor, hem de misafirlerime karşı iyi giyinmeni istiyorum, tamam mı? Adamlarla iş anlaşması yapmak üzereyim, hata istemiyorum…”

-“Tamam efendim, ama ne giyeyim istersiniz?”

-“Ben ayarlarım, sen merak etme canım…” dedi.

Öğleden sonra ben yemeklerle uğraşırken şoförü geldi. Kasayla içki, yiyecek malzemesi, bir de benim giymem için patronun gönderdiği bir elbise kılıfı içindeki giysimi bıraktı gitti. Yemekleri, sofrayı hazırladım. Kemal beyin geliş saatine yakın aceleyle duş alıp makyajımı yaptım, elbise kılıfını açtım.

Siyah, parlak kumaştan bir elbise… Beyaz fırfırlı bir önlük… Minik paketlerin içinde iç çamaşırı, çorap, jartiyer… Hepsi kaliteli şeyler… Gözlerim açıldı, elimdekilere bakakaldım. Kocam geldi o sırada, elimdekileri gördü,

-“Ne bunlar Gül?” dedi.

Gösterdim. İç çamaşırı dediğim şey minicik bir siyah, şeffaf tanga külot… Şeffaf bir sütyen… Siyah jartiyer takımı, siyah ince jartiyer çorapları…

-“Kemal bey göndermiş, giymem için…” dedim. “Akşam yemek var, misafirleri gelecek… Sabah söyledi, şalvar giymemi istemiyormuş. Bunları giymemi istiyor herhalde… Ne dersin, giyeyim mi?”

-“Deli misin kadın? Soruyor musun bir de? Giyeceksin tabi… Madem patron böyle istemiş…” Sinirlendim,

-“Tamam da, patronun bakışlarını beğenmiyorum bak söyleyeyim sana… Hem giysi tamam da, bu minicik külotlar, jartiyerler nesi? Adam sanki hizmetçi istemiyor da, beni sikmeye karar vermiş, fantezi istiyor…”

Yanıma geldi kocam, elini şalvarımın lastiğine götürüp bir hamlede aşağı indirdi. Altımdaki pamuklu büyükanne küloduyla kaldım bir anda… Külodun lastiğini tutup çekiştirirken,

-“Aptal aptal konuşma… Demek ki adamın hatırlı misafiri gelenler… Her şeyin eksiksiz, kusursuz, tam tekmil olmasını istiyor. Baksana sofranın içkisini, senin iç çamaşırını bile düşünmüş adamcağız…

Tamam karıcım, ben de farkındayım, sana bakışları değişik biraz… İlk gördüğü günden beri hayran hayran bakıyor sana… Gençsin, güzelsin… Sen yokken eve gelmeyen adam şimdi her gece evden çıkmıyor. Farkındayım. Ama ne yapalım aşkım, böyle işi bir daha hayatta bulamayız. İdare ediver işte…”

-“Ben seni uyardım. Günah benden gitti öyleyse…” dedim. Güldü,

-“Tamam, günahı benim karıcım… Varsın patron güzel karımın orasına burasına bakıversin. Güzele bakmak sevapmış. Hem yanında ben varım hep… Benim yanımda sikecek değil ya adam seni…”

O konuşurken üstümde kalan giysilerimi de çıkarıp çırılçıplak kaldım. Kocam çıplak bedenime sarıldı şöyle bir, hemen ittim,

-“Bırak giyineyim boynuzlu herif… Abuk subuk konuşuyorsun… Yok patron karısına baksınmış, yok siksinmiş… Bırak, vakit kalmadı, şimdi gelirler…” diyerek aceleyle giyindim.

Az sonra boy aynasında, filmlerden fırlamış gibi bir afet vardı karşımda… Kemal bey bedenimi iyi incelemiş herhalde, aldığı giysi tam tamına oturmuştu üzerime… Yuvarlak hatlı bedenimi sımsıkı sarmıştı. Elbisenin mini eteği kalçalarımın beş parmak altında bitiyor, yüksek topuklu ayakkabılarımın üzerinde her kıpırdandığımda jartiyer çorabımın dantelleri görünüyordu.

İri göğüslerim, elbisenin önündeki düğmeleri kopartacak gibi geriyordu üst kısmını… Memelerimi içinde top gibi sıkıştırıp üst kısmını açıkta bırakan yarım sütyenin siyah dantelleri geniş yaka dekoltesinden göz kırpıyordu.

-“Gördün mü boynuzlu kocam? Patron karını böyle görmek istiyor işte… Razı mısın buna sen?”

Kocamın gözleri parlamıştı beni böyle görünce… Ben elim belimde aynadaki görüntümü incelerken arkamdan yaklaşıp iki eliyle memelerimi avuçladı elbisenin üstünden…

-“Off… Harika oldun Gül…” dedi inleyerek… Pantolonun önünü bacağıma sürtüyordu kabarıklığı hissettirmeye çalışarak… “Hani adam da zevk sahibiymiş… Şu güzelliğe bak… Patronu siktir et şimdi… Seni sikmek istiyorum şuracıkta…”

-“Saçmalama…” diyerek kurtulmaya çalıştım etek altıma dalıp külodumu arayan ellerinden… “Geceye sakla iştahını… Buralardan da ayrılma bu akşam… Hem serviste bana yardım et, hem beni kolla… Bu seksi kıyafetle birileri senden önce kapıp sikmesin bu gece karını…” Uzanıp dudağını öptüm, elimle pantolonun önünü avuçlayıp,

”Hem biliyor musun? Bu kıyafetle ben de kendimi çok seksi hissettim. Benim de canım çekti şu anda ne yalan söyleyeyim… Ama yapamayız. Hadi geceyi bekleyelim kocacım…”

Patron ve misafirleri akşam üzeri geldiler. Yemek saatiydi zaten masayı kurmuş, hazırlamıştım. Mutfakta kocam yardım ediyor, ben gidip geliyor, servis yapıyordum. Tahmin ettiğim gibi Kemal beyin gözü sürekli üstümdeydi. Keza diğer misafirlerin de… İki erkek, iki kadın vardı yabancı… Onların bakışları altında falso vermemek için gayret ede ede kazasız sürdürdüm servis işini…

Millet müziği açmış, fasıllar, oyun havaları eşliğinde içkiler su gibi akarken eğleniyorlardı. Anlaşılan kadınlar eşleri değildi. İyi içiyorlar, eğlenmesini biliyorlardı. Meyve tabaklarını götürdüğümde adamın biri yanındaki sarışını kucağına oturtmuş, çılgın gibi öpüşüyorlardı. Külot yoktu kadının altında…

Diğer adam esmer güzeli dansa kaldırmış, slow dans müziği eşliğinde ayakta güya dans ediyorlardı. Adam kadını sımsıkı kendine yapıştırmış, ahtapot gibi elleri kadının her yerinde, kalçalarında, eteğinin altında dolaşıyordu.

Bakmamaya çalışıyordum ama görmemek ne mümkün… Sanki porno filmi izler gibiydim… Kışkırtıcı bir görüntüydü doğrusu… Zaten giymeye alışık olmadığım tanga külodun incecik ağı am dudaklarımın arasına girmiş, klitorisime sürtünüp duruyor, huylandırıyordu beni… Bir de üstüne bunların azgınca sevişmeleri…

Mutfağa giderken koridorda elimi eteğin altına atıp külodumun ağını düzeltmek zorunda kaldım. Parmaklarım ıslanmıştı suyumdan…

Kemal beye baktım, nasıl karşılıyor diye… Göz kırptı bana, sonra başını diğerlerine çevirdi. Elinde içki kadehi, gülerek onlara bakıyordu. Meyve tabağını önüne koyarken aniden elimi tutuverdi. Bir an boş bulundum, elimi tutan güçlü el içimi bir hoş etmişti, inledim.

-“İşi aldım. Teşekkür ederim Gül… Her şey için… Bu kusursuz yemek için…” Gözlerini memelerimden aşağıya, mini eteğimden bacaklarıma kadar bedenimde gezdirdi. “Beni kırmayıp bu giysiyi giydiğin için de… Sana çok yakışmış. Çok güzel olmuşsun…” Elini belimde, kalçamda, çorabın üstünden bacaklarımda dolaştırıverdi okşayarak… Kendimi geri çektim biraz,

-“Ben teşekkür ederim Kemal bey…” diye kekeleyebildim. Yüzüm kızarmıştı. “Görevim… Siz ne derseniz o olur…” Elimi bıraktı,

-“Ben ne dersem o olur demek…” diyerek yüzüme baktı. Sonra da diğerlerine… Bizimkiler işi iyice azıtmışlar, neredeyse grup sekse dalmak üzerelerdi. Ellerini çırptı,

-“Arkadaşlar…” diyerek seslendi. “Hadi toplanın, otelde odalarınız ayrıldı. Orada devam ederiz…”

Bir vaveyla, bir gürültüyle toparlandılar, arabalara dolup otele doğru yola çıktılar. Yalnız kalmıştım. Yüzüm yanıyordu az önce yaşadığım olay nedeniyle… Sadece yüzüm mü? Her yerim, bütün vücudum yanıyor, seks ateşiyle kavruluyordu.

Sofrayı toplamaya başladım. Mutfağa gittiğimde kocam mutfak masasında kendine kurduğu çilingir sofrasına çökmüştü çoktan… Bir ufak şişe rakının sonuna gelmiş, kafayı bulmuştu bile…

-“Gittiler mi sonunda?” dedi, alkolden dili dolanıyordu.

-“Gittiler… Sen de bedava içkiyi buldun diye dibini çıkarma, fazla içme istersen… Kemal bey geri gelir biraz sonra… Seni sarhoş görmesin…”

-“Kemal bey kim ulan? Kimse benim içkime karışamaz… Gel buraya karı…” diyerek belime sarılmaya çalıştı. Elini yine eteğimin altına götürüyordu. Eline sertçe vurdum.

-“Bırak beni… Zom olmuşsun zaten… Şurda domalıp hadi sik desem bile sikemezsin bu sarhoş kafayla… Üstümde sızıp kalırsın, bilmem mi ben malımı?”

Baktım, ileri geri konuşup duruyor, ayakta duracak hali yok. Bir an önce götürüp gözden kaybetmem lazımdı sarhoşu… Kaldırıp kolunu omzuma aldım, destek olup yalpalaya yalpalaya bahçenin diğer ucundaki evimize götürdüm… Eve soktum, üstündekilerle yatağa yatırdım. Daha başını yastığa koymadan horlamaya başladı. Omuzundan tutup sarstım,

-“Kocacım… Hani beni sikecektin bu gece?” diye alay ettim. “Kalk sik beni, yoksa Kemal beye siktiririm kendimi… Duyuyor musun? Bu gece karın çok azdı senin… Kendini siktirecek erkek arıyor… Kemal bey de beni sikmek için fırsat kollayıp duruyor zaten… Hadi kalk… Kalk da becer beni… Bak amcığım nasıl sulandı…”

-“Ha? Ne? Bırak beni…” diye bir şeyler saçmaladı, arkasını döndü. Tükürmemek için kendimi zor tuttum. Bu kadar iradesiz, beceriksiz adama çatmıştım evlenmek için…

Villaya dönüp yarım kalan işlerimi tamamlamaya başladım. İşim bittiğinde gecenin ikisi olmuştu. Kemal bey gelir mi, bir şey ister mi acaba diye tereddüt ettim. Sonra salondaki koltuğa oturup beklemeye karar verdim. Orada içim geçmiş yorgunluktan, uyuyakalmışım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, bir çıtırtıyla irkildim uykumda, gözlerimi açtım.

Kemal bey koltuğun önündeki pufa oturmuş, beni seyrediyordu. Kendimi toplamaya çalıştım. Oturduğum yerde uyuklarken elbisemin minicik eteği kasıklarıma kadar açılmıştı iyice, jartiyerlerim, çoraplarım, tanga külodum, her şeyimle gözlerinin önündeydim adamın…

Eteğimi çekiştirip düzeltmek isterken, uzanıp elimi tuttu. İstekle boğuklaşan, iyice kalınlaşan sesiyle,

-“Uyandırdım mı seni Gül?” dedi. “Kusura bakma, böyle röntgenci gibi izledim seni, ama öyle tatlı uyuyordun ki…”

Gözlerini uyurken iki düğmesi açılmış memelerime, sonra da aşağıya, düzeltmeye çalıştığım halde, koltukta oturur vaziyetteyken kasıklarımı ancak kapatabilen mini eteğime, çoraplı bacaklarıma baktı. Elimi tutan eli bacaklarıma, çıplak tenime değiyordu.

“Ve öyle güzelsin ki…” diye ekledi.

Fırlayıp kalktım oturduğum koltuktan… Elbisenin üstteki düğmelerini zorlukla iliklemeye, üstüme başıma çeki düzen vermeye çalışırken,

-“Kusura bakmayın Kemal bey, sizi beklerken uyuya kalmışım…” dedim. Oturduğu puftan yukarıya, bana bakıyordu hala… Elimi tutmaya çalıştı tekrar, geriye çektim refleksle…

-“Lütfen…” diyebildim.

Koca villada, dağın başında ikimiz yalnızdık. Kocam olacak herif cehennemin dibi kadar uzakta, yatağında horlayıp duruyordu. Top patlasa duymazdı. Değil evde, yakınlarda, kilometreler boyunca çevremizde bile bu adamla namusum arasına girebilecek, ona engel olabilecek hiçbir şey, hiçbir allah kulu yoktu.

Aklıma gelen başıma gelmişti işte… Sikecekti bu adam beni… Zorla da olsa, gönül rızasıyla da olsa sikecekti…

Geri geri gittim ürkek ceylan gibi, o da kalkıp üstüme geldi yavaş yavaş… Sonunda sırtım duvara yaslandı. Kaçacak yerim kalmamıştı. İki elini başımın yanlarından duvara yasladı. Kollarının arasına hapsetti beni… Burun buruna duruyorduk şimdi…

Heyecandan, korkudan açılıp kapanan burun deliklerim, erkeğin nefesindeki viski kokusunu aldı. İçmişti ama kocam gibi değil, adam gibi içmişti. Erkek gibi, arslan gibi… Ve o erkek arslan şimdi beni istiyordu… Sikmek istiyordu beni…

-“Kaçacak yerin kalmadı Gül hanım…” dedi. Bedenini bedenime yasladı. Sertliğini kasıklarımda duydum. “Bağırmak ister misin? Hadi… Bağır…” Bağırmak yerine yalvarmayı denedim,

-“Lütfen… Kemal bey… Acıyın bana… Evli bir kadınım ben… Yapamam… Namusumu kirletirseniz… Kocamın yüzüne nasıl bakarım? Lütfen…”

Yüzünü yaklaştırdı, boynumdan kokumu içine çekerek derin bir nefes aldı. Daha tam anlamıyla dokunmamıştı bile, benim dizlerim çözülmek üzereydi. Korku, heyecan, bastırmaya çalıştığım arzularım, çarpıp duran kalbim, istekle yanan kasıklarım, beynimdeki namuslu ev kadınıyla bacaklarımın arasındaki orospunun çarpışması…

-“Seni istiyorum Gül…” diye hırladı Kemal bey…

İşaret parmağını boynumda, gerdanımda, sütyenin sıkıştırıp fırlattığı iri memelerimin üst kısımlarında dolaştırdı yavaşça, ürperdim. “Seni ilk gördüğüm andan beri istiyorum. Seninle sevişmek istiyorum. Hem de deliler gibi… Seninle başım belada benim… Bu… Bu güzelliğin öldürüyor beni…

“Bir bakıyorum bir l****a var karşımda, masum, saf güzel… Koruma duygusu uyandırıyorsun. Kucağıma alıp bebek gibi sevmek, öpmek, okşamak istiyorum.”

“Bir bakıyorum ateşli, tazecik bir kaltak, bir fahişe gibi ateşli, istekli bir kadın… Altıma alıp becermek, vahşiler gibi sikmek istiyorum seni o zaman… Beni delirttin sen… Seninle sevişmem lazım Gül… Seni sikmem lazım…”

Kan beynime hücum etmiş, kulaklarım uğulduyordu. Neler söylüyordu bu adam… Şimdiye kadar hiçbir erkekten, kocamdan bile işitmediğim ayıp sözler, yanı sıra iltifatlar duyuyordum. Dizlerim titriyordu. Yüksek topuklu ayakkabıların içinde zaten zor duruyordum, bir de çektiğim heyecan, korku… Son çırpınışlarımı, son itirazlarımı yapmaya çalıştım,

-“Lütfen Kemal bey… Kocam… Namusum…” diyebildim.

-“Başlatma şimdi o hımbıl kocandan… Adam gibi sikemiyor bile seni, öyle değil mi? Yalan söyleme bana… O sizin evde kayıt yapan kaç tane gizli kamera var biliyor musun?

Hırsız kahyalar yüzünden BBG evi yaptım orayı ben… İzliyorum sizi… Geldiğinizden beri… Her yerini ezberledim vücudunun… Belindeki gamzeleri, bacaklarının uzunluğunu, incecik belini… Banyoda ağda yapışını… Küvetin içinde, duşun altında kocanla nasıl birlikte olduğunu… Yatakta uyumanı, kocanla sevişmeni… En sevdiğin pozisyon kocanın üstüne çıkmak, biliyorum… Nasıl inlediğini, orgazm olurken nasıl bağırdığını biliyorum…

Ohh… Gül… Gül… Hastayım sana… Sapığın yaptın beni… İşteyken bile laptopu açıp seni izliyorum. Bir saat önce de jipin içinde laptoptan izledim sizi… Kocanı yatırdın yatağa… Sarhoşu… Ona neler söylediğini duydum Gül…”

-“Nasıl yani? Hepsini mi?” Kulaklarım, yanaklarım yanıyordu utançtan…

-“Evet, hepsini… Azdığını söyledin kocana… Kemal beye siktiricem kendimi dedin… Ohh, gerçekten istiyor musun beni Gülüm? Sikişmek istiyor musun benimle?”

-“Yapamam… Öyle dememe bakma… Yapamam…” diye inledim çaresizce…

Hışımla bıraktı beni… Yandaki çalışma odasına gitti. Çaresizce, titreyen dizlerimle yanımdaki koltuğa çöktüm. Kaçacak halim bile yoktu. Hoş, kaçmak istiyor muydum, ondan da emin değildim ya…

Kemal gittiği gibi hızla geri geldiğinde elinde iki üç deste yüzlük, ikiyüzlük banknot para vardı.

-“Sıkışık olduğunuzu biliyorum, siz konuşurken duydum. Borcunuz olduğunu da… Al bunları… Sıkıntılarınızdan, dertlerinizden kurtulursunuz… Rahatlarsınız…”

Kulaklarıma inanamadım, anlayamadım önce… Adam benimle sevişmek için bana para teklif ediyordu. Sonra da olayı idrak edince elimin tersiyle elindeki para destelerine vururken aynı anda ayağa kalktım. Bağırıyordum bir yandan da,

-“Ne zannettin sen beni? Orospu mu? Parayla sikişen, akşam yemeğe gelip arkadaşlarınla grup seks yapan fahişelerden biri mi zannettin ha?”

Bu tepkiyi hiç beklemeyen Kemal şaşırıp kalmış, bana bakıyordu. Elinden fırlayan para desteleri dağılmış, havada dalgalanarak yere iniyorlar, sanki tepemizden para yağmuru yağıyordu. Gözlerimden yaşlar akıyordu.

Hiç beklemiyordum bu ahlaksız teklifi… O hayran olduğum, saygı duyduğum, ıslak rüyalarıma giren, biraz daha ısrar etse, duyduğum bütün seks açlığıyla kucağına atlayacak olduğum adam, beni ucuz bir orospu yerine koymuştu.

Doğrusunu söylemek gerekirse pek de ucuz bir orospu sayılmazdım o anda… Etrafımızda, aramızda uçuşan, yerdeki uzun tüylü halının üzerine öbekler halinde konan yüzlüklere bakılırsa hiç ucuz sayılmazdım. Nitekim o da bunu söyledi,

-“Seni orospu yerine koysaydım, bu kadar paraya gerek kalmazdı Gül…” dedi, öfkesini tutmaya çalıştığı belli olan sesiyle…

-“Öyle mii?” dedim alayla… “Sen ne kadar düşünmüştün peki Kemal bey? Neymiş benim fiyatım? Ne kadarmış etimin değeri?Söylesene… Beni becermek için kaç lirayı gözden çıkardın? ”

Cevap vermeden ateş saçan gözlerle bakıyordu bana… Sonra bir hamlede kollarını açıp sarıverdi beni… Sımsıkı sarıldı, kollarının arasına hapsetti. Kurtulmak istedim, çırpındım ama yararı olmadı. Mengene gibi kollarıyla sarılmış, bırakmıyor, göğsünde sıkıyordu. Canım yanmaya başlamıştı.

-“Bırak… Bırak beni…” diye bağırdım.

-“Merak etme, bırakıcam. Ama istediğimi aldıktan sonra…” Yüzünü boynuma gömmüş, öpüyor, dudaklarını kulaklarımda, yanaklarımda, dudaklarımda dolaştırıyordu.

“Benim olacaksın bu gece… Asla bırakmam seni… Neye mal olursa olsun… Parayı, senin orospu olduğunu düşünmemiştim hiç… Sana gücümü verecektim. Erkekliğimi… Gücümle sahip olacaktım sana… Madem öyle, bunu sen istedin…”

Dudaklarını dudaklarıma bastıra bastıra öpmeye çalışıyor, ben başımı sağa sola sallayıp kaçırınca, pençelerini uzun sarı saçlarıma geçirip beni hareketsiz bırakıyor, öpmeye devam ediyordu. Canım yanıyordu. Hem de çok… Yine de direnmeye çalışıyordum.

Bir ara kurtulmak isterken elimi savurduğumda parmağımdaki yüzük dudağına geldi o beni zorla öpmeye çalışırken, canı yandı, başını geriye çekti. Beni bırakmadan bir elini dudağına götürdü. Daha dudağının kenarından sızan kanı görmeden, içim titremiş, pişman olmuştum bile…

-“Kemal… Özür dilerim… Ben…” diyemeden, lafım ağzımdan çıkarken yanağıma müthiş bir tokat geldi.

Gözlerimde şimşekler çaktı. Bu kez ben ağzımdaki kanın tadını hissettim. Nefes nefese karşılıklı, boks ringinde birbirinin gardını arayan iki rakip gibi duruyorduk. Dudaklarımızdan kan akıyordu ikimizin de…

Ani bir hareketle, birden elini attı, üzerimdeki mini etekli hizmetçi üniformasının yakasını tuttu. Daha ben ne olduğunu anlayamadan hızla aşağıya çekti. Elbisenin önü bir cayırtı sesiyle çatır çatır yırtılarak, düğmeleri dört bir tarafa savrularak ikiye ayrıldı. İnanamayarak kocaman açılmış gözlerle önüme baktım.

Önü tamamen açılan elbise iki yanımdan sarkıyor, zaten küçücük olan fantezi yarım sütyenden kurtulan kavun büyüklüğündeki iri memelerim, adrenalinden mi bilmiyorum, kabarmış, sertleşmiş uçlarıyla meydanda duruyordu. Ben nefes alıp verdikçe, alttan sütyenin desteğiyle de serbestçe aşağı yukarı inip kalkıyordu memelerim…

İnce belimi saran dantel jartiyerim, ağı dudakların arasına girmiş, kalçalarımın genişliğini meydana çıkaran tanga külodum, dantelli jartiyer çoraplarımla her şeyim meydandaydı.

Hırsla başımı kaldırdım, bana aç kurt gibi bakan Kemal beyle göz göze geldim. Bir tokat da o anda diğer yanağıma geldi. Gözlerim karardı, ayakta duramadım. Külçe gibi yere düşerken, Kemal beyin atılıp belimden tuttuğunu, düşüşümü yavaşlattığını, beni yere, halının uzun tüylerinin üzerine boylu boyunca uzattığını hayal meyal fark ettim. Kendimden geçer gibi oldum.

Az sonra kendime geldiğimde Kemal bey soyunuyor, üzerindeki son giysi parçasını, baksırını çıkarıyordu. Gözlerini üzerimden ayırmadan çırılçıplak kalmış, sertleşmiş erkekliğini okşayarak benim ayak ucumdan yarı çıplak bedenimi seyrediyordu. Doğrusu güzel, kaslı, her şeyiyle güçlü kuvvetli bir erkek bedeni vardı karşımda… Kocama benzemiyordu hiç…

-“Kendine geldin mi sevgilim?” diye sorduğunu işittim. Dirseklerimin üstünde doğrulmaya çalıştım. Hemen atıldı, üstüme çıktı, omuzlarımı yere bastırdı. “Hala direnecek misin yoksa? Anlasana, kurtuluşun yok artık…”

Elbiseyi çıkarmıştı üstümden… İç çamaşırlarım, jartiyer ve çoraplarım vardı sadece… Ben debelenince yan tarafa uzandı. Pantolonunun kemerini çıkardı. İki kat yapıp şaklattı kemeri…

İçimden eyvah, sadist mi yoksa diye geçirdim bir an… Erkek gücüyle omuzlarımı tutup yüzükoyun yatırdı. Kalçalarıma sağlı sollu iki tane şaklatınca can acısıyla bağırdım. Tekrar sırt üstü çevirdi. Vuracak diye ellerimi kaldırıp

-“Yapmaa…” diye bağırarak yüzümü korumak isterken Kemal bey ellerimi tutup kemerin ucunu tokasından geçirerek oluşturduğu halkayla iki elimi de sımsıkı bağlayıverdi. Kemerin diğer ucunu da ortadaki masif ağaç masanın kalın ayağına bağladı. Bunun için beni çekmesi gerekmişti.

Şimdi ellerim bağlı, kollarım gerilmiş, upuzun yatıyordum yerde… Kıvrandım kurtulmak için… Ayaklarımı bağlamamıştı ama bileklerimden tutup bastırıyor, benim çırpınmamı seyrediyordu parlayan gözlerle… Elini uzatıp küloduma asıldı, incecik külodu yırtarak çıkarırken canımı yaktı, acıyla inledim.

Her zaman ağdayla temizlediğim pırıl pırıl kadınlığıma baktı uzun uzun… Kalçalarımda şaklayan kemerin acısı da sızım sızım kendini hissettiriyordu… Beyaz tenimde kıpkırmızı kemer izi kaldığından emindim. Üstüme eğildi. Meme uçlarıma öpücükler kondurdu.

Çırpınmayı bırakmıştım artık. Anlamıştım, kurtuluşum yoktu. En iyisi başıma geleni kabullenmek, en az zararla bu geceyi kurtarmaktı. Ne olabilirdi ki en az zarar? Kadınlığım, namusum elden gittikten sonra… Elim kolum bağlıydı, yapabileceğim hiç bir şey yoktu…

O meme uçlarımı yalayıp memelerimi avuçlarken kendimi sıktım. İfadesiz bir yüzle yatıyordum çarmıha gerilmiş vaziyette… Dudakları karnıma indi, göbek deliğimde, jartiyerimin kenarlarında dolaştı. Bacaklarımı ayırdı. Elleriyle jartiyer çoraplarımın dantellerinde gezindi, dudaklarıyla okşadı bacak içlerimi…

Direkt merkeze, kadınlığıma dokunmuyor, sürekli etrafında dolaşıyordu. Okşamalarından mı, gecenin serinliğinden mi bilmiyorum, ürpermeye başladım. Tüylerim diken diken olmuştu.

Dudaklarıyla bacak içlerimi, çoraplı bacaklarımı öpe öpe, yalaya yalaya aşağılara kadar inen tecavüzcüm çorabın üzerinden ayaklarımı öpüyordu şimdi… Çorabın üzerinden kırmızı ojeleri görünen ayaklarımı güvercin gibi avucuna almış, parmaklarımı tek tek öpüyordu.

İlk defa böyle bir şey geliyordu başıma… Adam kadınlığıma tapınır gibi, ayak parmaklarımı bile yalıyordu. İçten içe hoşuma gitmeye başlamıştı yaptığı şey… Ayağımı öperken tepkimi görmek için yüzüme baktığını fark edince yüzümü astım tekrar… Göz göze geldik. Fark etti mi acaba hoşlandığımı diye düşünürken, o tekrar öpe okşaya çoraplarımdan yukarıya çıkmaya başladı.

O yukarıya çıktıkça alttan taş kesilmiş sertliği de bacaklarımı okşuyordu. Memelerime kadar çıktı, yaladı, emdi… Dudaklarını dudaklarıma bastırıp öptü. Başımı yana çevirdim. Fakat içim kaynamaya başlamıştı. Siki taş gibi kasıklarıma, karnıma batıyor, bacaklarıma sürtünüyordu.

Doğruldu. Çıplaklığımı seyretti uzun uzun… Sonra başını kasıklarıma indirdi. İlk kez bir erkeğin dudaklarını hissettim oramda… Ateş gibi, sıcaklığı tenimi yakıyordu. Hep duyduğum, okuduğum, ama seks konusunda tam bir cahil olan aptal kocamın hiç tattırmadığı bir zevk duydum içimde…

Kıvrandım. Ama bu kez kurtulmak için değil, dudaklarını daha iyi hissedebilmek için… Kemal de yanlış anlamıştı kıvranmamı… İki eliyle yanlarımdan tutup zaptetmeye çalıştı beni…

Sonra… Ahhh… Sonra klitorisimde bir sıcaklık hissettim. Başımı kaldırıp görmeye çalıştım. Dili… Islak pütürlü dilinin ucuyla klitorisimi yalıyordu. Bacaklarımı kastım,

-“Ohhh… Ne… Ne yapıyorsun Kemal?” diye inledim. Gözlerini bana çevirdi başını oramdan kaldırmadan yanıtladı beni,

-“Amını yalıyorum aşkım…” dedi. “Güzel amcığını yalıyorum. Klitorisini… Hiç yalamadılar mı seni şimdiye kadar güzelim?”

-“Ha… Hayır… İlk kez…” diyebildim.

-“Kıyamam sana… Hadi aç bacaklarını canım… Amcığını daha rahat yalayayım… Sana daha çok zevk vereyim…”

Açabildiğim kadar açtım bacaklarımı… Kemal de yalayabildiği kadar yaladı… Daha fazla dayanamadım bu korkunç zevke… Çok sürmedi, orgazma ulaştırdı beni… Ben kasılırken, zirvelere çıkarken o hala yalıyordu amımı…

Biraz dinlenmeme fırsat vermeden aralık duran bacaklarımın arasına girdi. Uzun süren orgazmın etkisiyle hala karın kaslarım kasılıp gevşerken, o iyice kalkmış, damar damar sertleşmiş, kavisli sikini amıma sürtmeye başladı.

Gövdesinin etrafındaki boğum boğum kan damarlarını görebiliyordum yattığım yerden… Zevk sularımdan ıslattığı sikinin gövdesiyle okşuyordu şimdi klitorisimi boylu boyunca… Yine kıvranmaya başladım.

-“Nasıl Gül?” diye sordu Kemal… “Güzel mi? Zevk alıyor musun?” Dudaklarımı sıkıp cevap vermedim önce… Zevk aldığımı belli etmek istemiyordum ona.. Sonra kendi kendime “aptal” diye kızdım. “Az önce kıvranmadın mı adam amını yalarken? Orgazm olmadın mı deli gibi?” Nefesimi koyverdim sonra,

-“Ohhh… Evet… Çok zevk alıyorum… Harika…” diyebildim.

-“Ben ısrar etmesem bu zevkten mahrum kalacaktın aptal kız… Bundan ve bundan sonra alacağın zevklerden… Sabaha kadar sevişicem seninle… Zevkten öldürücem seni…”

-“Şu anda ölüyorum zaten Kemal…” diye inledim. “Hadi yap ne yapacaksan… Bitir beni… Havalara uçur…” Hala sikini belinden tutmuş, amıma sürtüp duruyor, kıvrandırıyor, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu benimle…

-“Çabuk pes ettin bakıyorum? Az önce tokatlıyordun beni, bağırıyordun…”

-“Aslında ben de seni istiyordum hep Kemal… Senin gücüne, erkekliğine hayrandım hep… Ama… İşte… Namus diye diye… Senden mahrum bıraktım kendimi… Hadi artık… Oynama benimle… Yap şunu…”

-“Ne istiyorsun Gül? Ne yapayım sana? Sen yapmamı istiyorsan söyle, onu yapayım…”

-“İstediğini yap işte… Hep istediğin şeyi… Elimi kolumu bağladın. Savunmasız altında yatıyorum. Sik beni Kemal… O güzel sikinle becer beni… İçime sok onu… Amımda, içimde hissedeyim onu… Zevk ver bana… Hadii…”

-“Ya kocan? Az önce kocam diyordun, evliyim diyordun?”

-“Bırak şimdi az önceyi, kocamı… Altındayım işte… Sik artık… Kocam umurumda değil… İstersen onu da sik… Yeter ki bana istediğimi ver… Seni istiyorum ben Kemal… Sikini yemek istiyorum… Ooohhhh… Yeter yalvarttığın… Sok şunu amıma…”

-“Peki canım… Madem çok istiyorsun… Al öyleyse…”

Kalçalarını ileri itiverdi. Dudakları istekle açılıp kapanan, içinden sular akan amıma bir anda gömüverdi koca sikini… Kasabın ete bıçağını sapladığı gibi saplandı amıma yarağı…

“Ahhhh…” diye bir çığlık kopardım. Masanın ayağına bağlı kollarım gerildi, kıvrandım. Amımı doldurmuştu kalınlığıyla… Acı ve zevk bir aradaydı. Ölüyorum zannettim, ağzımı açıp nefes almaya çalıştım. Erkeğim gidip gelmeye başladığında ben hala içimdeki alete alışmaya çalışıyordum.

Gitti geldi, gitti geldi… Acımadan, hırsla, kılıcını saplarcasına sokup çıkarıyordu sikini… Ben yine yükselmeye başladığımda, aniden, ilk girişinde olduğu gibi hızla çıkardı amımdan…

Ben neye uğradığımı şaşırmış, oyuncağını kaybetmiş çocuk gibi kalakalmıştım… Dudakları aralık kalmış amımı bacaklarımın arasında sıkıştırıp ne olduğunu anlamaya çalışırken, Kemal yüzükoyun çevirdi, halının üstünde diz üstü domalttı beni… Başımı bastırıp yere değdirdi. Kemerle bağlı ellerimin üstüne başımı koyup kalçalarım havaya kalkık, bekledim.

Çok sürmedi, az önce amımdan çıkardığı aleti şimdi arkamdan sürtüyordu amıma… Tekrar o pozisyonda girdi içime… Öksüz kalan kadınlığım tekrar şenlendi. Belimden tutup gidip gelmeye başladı. Ben yine zevk denizinde yüzmeye başladım.

Dakikalar sonra üstüme kapandı. Gidip gelmeye devam ederken klitorisimi parmaklarının arasında ezmeye çalışıyor, beni daha çok delirtiyordu.

Nefesleri sıklaştı. Böğürür gibi zevk inlemeleriyle darbelerini arttırdı. En son kılıcını içime sapladığında sıcak döllerini püskürtmeye başladı vajinamın içlerine… Ben de daha fazla dayanamadım, ikinci orgazmımı o pozisyonda yaşadım.

Kasılmalarımız bittiğinde yana devrildik. Ben hala bağlıydım. Kollarım uyuşmuştu artık… Uzanıp çözdü beni… Halının üstünde yan yana, sırt üstü yatıp dinlendik. Göğsümüz inip kalkıyordu nefes almaya çalışırken…

Paralar saçılı duruyordu halının üzerinde… Yüzlük, ikiyüzlük kağıt paraların üstünde sevişmiştim bu adamla… Her ne kadar kabul etmesem de bir orospu gibi sikişmiştim. Kemal yan dönmüş, dirseğine dayanıp beni, çıplaklığımı seyrediyordu.

-“Bakma, utanıyorum..” diyerek güldüm.

-“Hiç utanmana gerek yok… Kusursuz bir tablo gibisin… Senin çıplaklığını seyretmeye doyamıyorum” dedi hayranlıkla…

Yattığım yerden kolumu halıda gezdirip elime gelen paraları avuçladım, havaya savurdum. Havada uçan paralardan bir kaçını yakalayıp kasıklarıma örtü yaptım, aç bakışlı gözlerinden sakladım tüysüz amcığımı… Gülerek elini uzattı, paraları kenara çekti,

-“Kapatma canım… Görmek istiyorum onu…” dedi. Çocuk gibi dudaklarımı büzüp,

-“Demin sikini bıçak gibi sapladın ama oraya, canımı yaktın, bağırttırdın…” dedim. Eğilip az önce haşince siktiği kaymak amıma bir öpücük kondurdu. Bir daha,

-“Kıyamam sana… Uf olmuş… Geçti mi şimdi?”

-“Hayır… Geçmedi… Bir daha istiyor… Hem arkam da acıyor, kemerle vurdun orama…” dedim.

-“Özür dilerim aşkım…” dedi. Doğrulup üstümde kalan çorapları falan çıkardı. Kalçamdaki kırmızılıkları da öptü bol bol… Dilini o kızıllıklarda, minik deliğimde gezdirince zevkle inledim. Ateşim yükseliyordu yine… İnlediğimi duyan Kemal,

-“Anlaşıldı, sen de benim gibi doymamışsın sikişmeye… Madem bir daha istiyor canın, hadi gel öyleyse, yatak odasında devam edelim…” diyerek elimden tuttu, kaldırıp kucağına aldı.

İkimiz de çırılçıplak, tüy gibi merdivenlerden yukarıya taşıdı, yatak odasına götürdü beni… Her sabah düzeltip, çarşaflarındaki erkek kokusunu içime çektiğim geniş yatağa bıraktı… Bir de o geniş yatakta sağa sola yuvarlana yuvarlana seviştik. Sabah olmak üzereyken yorgun argın uyuyup kaldık.

Sabah gerinerek uyandım. Gözlerim kapalı, yanımda derin nefeslerle uyuyan Kemal’in çıplak bedeninin sıcaklığını hissediyordum. Elimi uzatıp gergin karnında, göğsünde dolaştırdım mutlulukla…

Elimi aşağıya doğru indirdiğimde sabah ereksiyonu yaşayan erkeğin havaya kalkmış sikine çarptı elim… Gülerek gözlerimi açtım. Niyetim avucumdaki sertleşmiş yaramaz siki yalayarak uyandırmaktı sevgilimi… İlk dil darbelerimi sikinin başına değdirdiğimde inledi,

-“Heyy… Sabah sabah… Ne güzel günaydın deme yöntemi bu böyle…” dedi uyku mahmuru sesiyle…

-“Günaydın aşkım…” diyerek tekrar sikine yumuldum. Başını ağzıma alıp emmeye başladım.

O an kapıda bir karaltı fark ettim gözümün ucuyla… Başımı kaldırıp baktım.

Kocam…

Bir elinde benim yırtılıp parçalanmış hizmetçi elbisem, sabit bakışlı gözlerini yatağa, bize dikmiş, hareketsiz, kapıda duruyordu. Diğer elindeyse mutfaktan aldığı kocaman bir et bıçağı… Bir çığlık koparıp Kemal’in sikini emmeyi bıraktım. Elimi ağzıma götürdüm korku ve dehşetle…

Benim çığlığımla Kemal de doğrulmuş olayı görmüştü. Kocam içeriye girdi, robot gibi hareket ederek odanın ortasına kadar geldi. Gözleri kan çanağı gibi kıpkırmızıydı. İfadesiz bir sesle,

-“Sabah uyandığımda yanımda yoktun Gül…” dedi. “Seni aramaya geldim buraya… Mutfakta yoktun. Salonda elbiseni gördüm. Parçalanmıştı. Elbisen, külodun… Merak ettim, yukarıya çıktım.” Çenesiyle bizi işaret etti. “Buradaymışsın. Patronumla ikiniz… Beni boynuzluyormuş karım…”

-“Kocacım… Bak…” dedim sustum. Ne diyeceğimi bilemedim. Her şey ortadaydı. Yatakta çırılçıplaktık. Üstelik az önce karısını yabancı bir erkeğin sikini yalarken görmüştü… Kocam bıçak tutan elini kaldırdı, ben gözlerimi kapadım. Her an bıçak darbesini bekliyordum ki, Kemal’in sakin sesini duydum.

-“Gel kardeşim, biraz konuşalım biz seninle…” diyordu. Gözümü açtım. Kemal’in elinde koca bir tabanca parlıyordu. Kocama doğrultmuştu tabancanın namlusunu…

“Bıçağı kullanman sana bir yarar sağlamaz. Yatak odamdasın. Seni bir kurşunla yere sererim, hırsız diye savunurum kendimi… Bir gün bile yatmam, bilesin. Karakola ancak çay içip ifade vermek için giderim. Bok gibi param var. Sen de boktan yere ölüp gittiğinle kalırsın.”

“Bırak bu köhnemiş namus ayaklarını falan… Avukata dökeceğim parayı biliyor musun sen arkadaşım? Avukata vereceğim parayı sana veririm, sıkıntılardan, borçlardan kurtulursun. Elbiseyi aldığın yerde, akşam fantezi olsun diye yere saçtığımız paraları da görmüşsündür. Gel, aşağıda bu konuyu konuşalım bence… Ne dersin?”

Kocam daha para lafını duyduğunda havadaki bıçaklı elini aşağıya indirmişti bile… Bir yatakta çırılçıplak yatan bana, karısına baktı, bir de elinde tabancasıyla yatağın yanında yine çırılçıplak duran Kemal’e…

Adamın bir değil iki tabancası vardı, biri elinde, biri önünde… Hala kalkık duruyordu aygırın siki… Kocam bıçağı yere bıraktı, bir şangırtıyla yerde yuvarlandı koca bıçak… İçimden bir oh çektim.

Altına bir şort geçiren Kemal kocamın omuzuna kolunu attı, birlikte aşağıya indiler. Merdivenleri inerlerken kocamın bol para görmüş yılışık sesi geliyordu,

-“Ne olur, kusuruma bakmayın Kemal bey… Akşam içkiyi fazla kaçırmışım… Bir de sabah mahmurluğu, baş ağrısı…”

Hemen aceleyle duşa koşturdum. Ilık suyun altında gecenin yorgunluğunu, sabahın ölüm korkusunu atmaya çalıştım üzerimden…

Havluya sarınıp banyodan çıktığımda Kemal içeriye giriyordu. Beni görünce yanıma geldi. Sarıldı. Ben de ona sarıldım. Elimi arkadan şortunun içine soktum, sert kalçalarını okşadım. Başımı çıplak göğsüne koymuştum. Kalbinin atışlarını duyuyordum. Dışarıdan çim biçme makinesinin mırıltısı geliyordu.

-“Ne oldu Kemal? Ne konuştunuz kocamla?” diye sorarken Kemal parmağıyla çenemi kaldırıp dudaklarımdan öptü uzun uzun…

Yine ateşlenmiştim. Göğsüme sarılı havlu kayıp yere düşerken beni kaldırıp kucağına aldı, yatağa bıraktı, kendi de yanıma uzandı. Parmağıyla sikini göstererek,

-“Hadi, kaldığın yerden devam et şimdi sevgilim…” dedi neşeyle… Elimi sikine attım ama, merak içinde,

-“Söylesene, ne oldu? Az önce bizi bıçaklamaya kalkan adam şimdi çim biçiyor…” diye sordum.

-“Bir şey olmadı Gül… Senin paragöz kocanla, senin evdeki görevlerin konusunda konuştuk, anlaştık. Sen artık sadece benim ihtiyaçlarım için çalışacaksın, o da yemek vesaire için yeni bir kadın bulacak. Seninle resmi olarak evlenemem. Ama sen burada, benim yanımda kalacaksın, o da evinde… Dilerse kadını yanında yatıracak. İtirazın var mı?”

-“Hayır, yok…” dedim gülerek… “Öyleyse yeni işime hemen başlayayım ben… Patronum kızmasın…” derken patronumun anında sertleşen sikinin üstüne oturuyordum.

O günden sonra Kemal beyin… Pardon, Kemal’in dediği gibi, ben villada sadece onun yatağında, yanında yaşarken, kocam da işine devam etti. Sevgilimle yemeklerimizi el ele dudak dudağa yerken, kocam aşçı bayanla beraber bize hizmet ediyor.

Gündüz ben bikinimle veya çıplak güneşlenirken içecek getiriyor, sırtımı kremliyor. Kemal ile yüzerken, havuzun içinde oynaşıp sevişirken kenarda bizi seyrediyor, boynuzlarını parlatıyor.

Biz sevişirken kocamın kenarda bizi izlemesi Kemal’in de hoşuna gidiyor, seyircimizin önünde daha sert, daha haşin, bağırta bağırta sikiyor, beni yarağa doyuruyor.

Herkes istediği şeye kavuştu, herkes mutlu kısacası…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*