Ayakkabıcıda

Ben Esra telefonda seni boşaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

AyakkabıcıdaOteldeki dükkanlar, daha yeni yeni açılmaya başlamıştı. Ayla, ne yapacağını tam bilemeden, dolaşıp duruyordu. Murat, yani kocası, yedinci kattaki odalarında hala uyuyordu. Çok uğraşmış, ama onu kalkmaya razı edememişti. Bir bakıma anlıyordu kocasını, Gece binbir türlü macera yaşamış ve oldukça geç yatmışlardı. Murat’ı uyandıramayınca, kendisi giyinip aşağıya inmişti. Hoş pek giyinmiş de sayılmazdı ya.Üstüne geçirdikleri, beyaz renkli bir giysiyle, yine beyaz bir çift yüksek topuklu sandaletten ibaretti. Giysisi, aslında biraz uzunca bir atlet fanilasına benziyordu. Kolları, omuzları, göğsü ve sırtı çıplaktı. İncecik ve elastiki kumaş vücudunu hafifçe sarmış, bütün hatlarını meydana çıkarmıştı. Yakasının kesimi epeyce derindi ve küçük ama dimdik ve yusyuvarlak memeleri, hem önden, hem de yanlardan, iyice meydandaydılar. Görünmeyen kısımları da, incecik kumaşın altında, çıplaktan bile beter bir görünüm veriyordu. Uçları, birer düğme gibi kumaşı kabartıyor, yürürken hafif hafif titriyordu.İncecik belinden sonra birden genişleyen kalçaları ise, kumaşı iyice germişti. İçine külot giymemiş olduğunu anlamak için fazla bir düş gücü gerekmiyordu. Arkadan; yusyuvarlak kalçalarının arasındaki yarık, önden de, göbeğinin çukuru ile kasıklarındaki kılların kabarıklığı, açıkça belli oluyordu. Eteği ise mininin en cüretli örneklerinden biri sayılabilirdi. Kasıklarını ancak örtüyordu. Uzun ve son derece güzel bacakları, ayakkabılarının yüksek topukları nedeniyle daha da uzamış gibiydiler. Üstelik ayakkabılarının bir özelliği daha vardı. Bacaklarını böyle göze batar hale getirmenin ötesinde, Ayla’nın en güzel yerlerinden biri olan ayaklarını. Akıl almayacak bir seksilikle sergiliyorlardı. Dükkanların bulunduğu koridorda yürürken, “bu güzel tatili biran önce değerlendirmeye başlaması gerektiğini” düşünüyordu. Önünde yalnızca iki hafta vardı. Amacı ise yalnızca güneşlenip denize girmek değildi tabii ki. Bu sıcak iklimin ateşli, güçlü ve cazip erkeklerine de, aylardan beri hasret kalmıştı açığını kapatmak istiyordu. Sabahın bu erken saatinde kendini odadan dışarı atmasının baş nedeni de buydu. Ama ne yapacağını bilemiyordu işte. Bildiği tek şey, fazla vaktinin olmadığıydı. Kısa bir süre sonra odaya, kocasının yanına geri dönmek zorundaydı. Ama, hiçbir şey yapmadan, boş dönmeyi de istemiyordu doğrusu. Böyle amaçsız dolaşırken, koridorun sonuna canlı bahis siteleri gelmişti. En dipteki ayakkabıcı dükkanı ilgisini çekti. Vitrininde, birbirinden güzel ayakkabılar vardı. Durup, bakmaya koyuldu.Kısa bir süre sonra da, gözü içerdeki tezgahtara takıldı. En çok 25 yaşlarında olmalıydı. Siyah ve kıvır kıvır saçlı, sırım gibi bir oğlandı tezgahtar. Ayla, “yakışıklı çocuk” diye düşündü.Oğlan ise Ayla’nın çoktan farkına varmıştı. Kapıya gelip, klasik bir güneyli tezgahtarlığıyla, onunla ilgilenmeye başlaması da, çok zaman almamıştı zaten. Ayla, oğlanın kapkara gözlerinin vücudunda dolaştığını farkediyordu. Siker gibi bakıyordu. Birden huylanıverdiğini hissetti.Çevresine bakındı. Kimseler yoktu. Birden kararını verdi ve oğlanın yanından geçerek, dükkana girdi.Tezgahtara, “birkaç çift ayakkabıya bakmak istediğini, ama vitrindekilerden hiçbirini sevmediğini” söyledi. Acaba başka modelleri yok muydu? Bunları söyledikten sonra da, yanıt bile beklemeden yürüyüp, dükkanın en dip tarafındaki koltuklardan birine oturdu. Yüzü, vitrine dönüktü.Tezgahtar, az sonra elinde birkaç kutuyla yanına geldi. Sonra elindekileri yere koyup, kendisi de diz çöktü ve Ayla’nın sağ ayakkabısını çıkarmak üzere uzandı. Aynı anda Ayla onun elektrik çarpış gibi irkildiğini farketti. Hafifçe aralık duran bacakları, ayağını tezgahtara uzattığı zaman biraz daha aralanmıştı. Tezgahtarın, bir anda bal rengi kılların ardına saklanmaya çalışan pembe dudaklı amıyla karşı karşıya kaldığını biliyordu. Oğlan yine de gözlerini kasıklarından zorla kopararak dikkatini ona giydirmeye çalıştığı ayakkabıda toplamaya çalışıyordu. Teninin esmerliğine rağmen, yüzünün kızardığı belli oluyordu. Ne kadar tahrik olduğunu anlamak için falcı olmak gerekmiyordu yani. Ayla da, fena halde tahrik olmuştu bu arada. Tezgahtar ikinci ayakkabısını da çıkarırken, bacakları biraz daha aralandılar. Artık tümüyle oğlanın gözleri önündeydi. Amı alabildiğine sulanmıştı. Tezgahtar, her şeye rağmen, getirdiği kutulardaki ayakkabıları giydirmeye çalışıyordu. Ayla’nın tek yapacağı, buna izin verip beklemekti. Böylece, oğlanın ellerinin çıplak ayaklarıyla bacaklarında dolaşmasına ve her an biraz daha meydana çıkan amının içine düşmesine de fırsat vermiş oluyordu. Oğlanın hali bitikti. Ayla da pek farklı sayılmazdı. Göstermek, onun için her zaman ciddi bir tahrik nedeni olmuştu. Üstelik, canlı bahis karşısındaki erkeği tahrik ettiğini farkettiğinde, daha da heyecanlanıyordu. Şimdi ise heyecanı dalga dalga çoğalmaya başlamıştı.Bu arada oğlanın getirdiği kutular boşalmış ve içlerindeki tüm ayakkabılar Ayla’nın ayaklarına giydirilip çıkarılmıştı. Onun kapkara ve alev alev yanan gözlerle yüzüne baktığını görmek, Ayla’nın kanının biraz daha kaynamasına neden oldu. Şehvetten kısılıp kalınlaşmış bir sesle “Başka modeller yok mu?” diye sordu.Boğazı kurumuştu oğlanın. Ayla’nın sorusunu, yalnızca başını sallayarak cevaplamasından da belliydi bu. Sonra ayağa kalktı. İlk göze çarpan, pantolonunun önündeki muhteşem kabarıklıktı. Ama Ayla’nın bu manzarayı fazla seyretmesine olanak vermedi tezgahtar. Yürüyüp gitti ve neredeyse akıl almayacak kadar kısa bir sürede, kollarında yeni kutularla geri döndü. Bu sefer biraz daha cüretlenmişe de benziyordu doğrusu. Her yeni ayakkabıyı Ayla’ya giydirirken, elleri onun ayak bileklerinde, hatta zaman zaman bacaklarının alt kısımlarında dolaşmaya başlamıştı. Bu da, Ayla’nın daha çok tahrik olmasına neden oluyordu tabii. Ama aklı, az önce oğlanın önünde gördüğü o muhteşem kabarıklıkta kalmıştı. Merakını gidermenin tek yolunun, onu biran önce görmek olduğunu da biliyordu. Çıplak sol ayağını yerden kaldırıp, hedefini açıkça belli eden bir kararlılıkla, oğlanın kasıklarını doğru uzatmaya başladı. Hareketleri yavaştı. Tezgahtarın gözlerinin, büyülenmiş gibi ayağına kitlenip kaldığının farkındaydı.Sonra bir anda ayağını, o aklını başından alan muhteşem kabarıklığın üstüne indiriverdi. İkisi de titrediler. Ayla, aradaki pantolon kumaşına rağmen, ayak parmaklarının dokunduğu sikin alev alev yanmakta olduğunu hissediyor ve sanki mümkünmüş gibi, daha da tahrik oluyordu. Ayağı, sanki kendi başına davranıyormuşcasına hareketlenip o kocaman olduğu belli siki okşamaya başladığında ise artık dönülemeyecek noktayı geçtiğinin bilincine vardı. Oğlan, büyülenmişcesine donup kalmıştı. Ateş saçan gözleri, Ayla’nın yarı kapalı gözlerine kilitlenmiş gibiydi. Ayla, şehvetten kudurduğunu hissediyordu. Burun delikleri açılıp kapanıyor, hızlı hızlı nefes alıyordu. Kısık bir sesle, “Dışarı çıkarsana…” dedi, “görmek istiyorum onu…”Tezgahtarın titreyen parmakları, büyülenmişcesine Ayla’nın buyruğuna itaat ettiler. Fermuarını adeta parçalar gibi indirdi ve elin bahis siteleri pantolonunun içine dalıp, sikini dışarı çıkardı.Aslında ancak yarısı dışardaydı oğlanın sikinin ama, bu kadarı bile Ayla’nın ne kadar haklı olduğunu anlamasına yetmişti. Kocaman, upuzun, bilek kadar kalın, kapkara ve kıllarla kaplı bir allame vardı karşısında. Kafası kocaman bir mantara benziyordu ve şişip mosmor olmuştu. Manzara, amının biraz daha sulanmasına ve şişmiş dudaklarının iyice açılmasına neden olmuştu şimdi. Güzelim ayağının biçimli ve yumuşak parmakları yeniden uzanıp, sikin nazik derisine dokundular. İkisi de, tekrar titrediler.Sonra öbür ayağını da tezgahtarın kucağına getirdi Ayla. İki ayağıyla iki yandan kavrayıp, o aklını başından alan kocaman siki sıvazlamaya, okşamaya başladı. Oğlanın gözleri iyice kaymıştı artık.Ayla konuşmaya başladığında, sesi iyice boğuklaşmıştı. “Bırak kendini yakışıklı çocuk…” diyordu, “Bırak kendini kendini ayaklarıma… Ohhhhh seni sağmak istiyorum… Belini sağmak istiyorum…”Tezgahtarın artık hiç sesi çıkmıyordu. Dengesini bulmak için iki elini yere dayamıştı. Gözleri, Ayla’nın yüzüyle, artık tabak gibi meyanda olan, vıcık vıcık sulanmış ve dudaklarını bir ağız gibi açmış amının arasında gidip geliyordu. Fazla dayanamayacağı belliydi. Ayla da pek farklı durumda değildi zaten. Kendini zorlayarak, önce oğlanın belini getirmesini bekliyordu. Tüm vücudu gerilmiş, iki eli koltuğun kenarlarını sıkıca kavramıştı. Birden patlayıverdi oğlan. İlk salvo, havada geniş bir kavis çizip, Ayla’nın sağ dizene isabet etti. Alev gibi bir temastı bu. Ayla sağ ayağını sikin o mosmor başına götürüp, parmaklarını peşpeşe beller fışkırtan küçük deliğin üstüne kapadı. O sıcak, kalın ve beyaz sıvı, şimdi parmaklarının arasına fışkırıyordu. Elleri koltuğun kenarlarını daha da sıkı kavramıştı artık. Sonra tüm vücudu sarsılmaya başladı. Beli geliyordu onun da. Hem de sanki şimdiye kadar hiç gelmemiş gibi.Bir süre öylece kaldılar. Ayla’nın parmakları, vıcık vıcık, yapış yapış olmuştu. Sonra ayağını yavaşça oğlanın kucağından çekti. Yerinden doğrulup, hemen önündeki ayakkabı kalabalığı arasında kendininkileri aramaya başladı. Tezgahtar ise hala donmuş gibi duruyor, ayağa kalkmayı bile akledemiyordu. Önce sol ayakkabısını giydi Ayla. Sonra da sağını, her tarafı bellere bulanmış ayağına geçirip kalktı.Oğlan, diz çöktüğü yerden onu şaşkın bakışlarla seyrediyordu. Hiçbir şey söylemesine izin vermeden yürüyüp, dükkandan çıktı Ayla. Hızlı adımlarla asansöre doğru yürümeye başladı. Yukarıya, odada uyumakta olan kocasının yanına gidiyordu. Ona anlatacağı o kadar çok şey vardı ki…

Ben Esra telefonda seni boşaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*